Misyon

İki kıtaya yayılan İstanbul, bir karşılaşmalar, geçişler ve etkileşimler kentidir. 8500 yıllık geçmişinin yarattığı kültürel miras katmanları, günümüze ulaşmış geleneksel zanaatları ve üretim biçimlerini olduğu kadar bugünün tasarım fikirlerini de besleyen bir kaynaktır. Hem kadim hem dinamik İstanbul, her an yeni deneyimlerin yaratıldığı ve eski deneyimlerin aktarıldığı yaratıcı ve paylaşımcı bir ekosistemdir. 14 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en büyük metropolleri arasında yer alan şehir, geçmişte olduğu gibi bugün de çokkültürlü ve çokuluslu bir yapıya sahiptir. Türkiye’nin GSMH’ndaki payı yüzde 23, devlet bütçesine katkısı yüzde 40 civarındadır. 2014 verilerine göre, Türkiye’de yaratıcı sektörlerde çalışanların yüzde 52’4’ü İstanbul’da yaşamakta olup, bu sektörlerden elde edilen cironun yüzde 74,5’i İstanbul’dan kaynaklanmaktadır. İstanbul, 120 ülkede 299 şehirdeki toplam 302 noktaya oğrudan uçuşun yapılabildiği dünyadaki tek şehirdir. Uluslararası film, müzik ve tiyatro festivalleri ile sanat ve tasarım bienallerinin düzenlendiği şehir olan İstanbul aynı zamanda 2010-2016 yılları arasında üç dönem UCLG Başkanlığını yürütmüş olup ve 2010’da da Avrupa Kültür Başkenti olmuştur.

Şehrin zengin kültürel birikimi tasarım sektörü için ilham kaynağı, üretim kapasitesi tasarım pratiği için avantajdır. İstanbul bu avantajını kullanarak bir yandan kendine özgü bir tasarım kimliği yaratma, diğer yandan tasarım-sanayi ilişkisini geliştirme yolunda ilerlemektedir. Tasarımın geleneğe ilgi duymaya başladığı günümüzde, yüzlerce yıllık zanaatları icra eden ustaların mevcut olması büyük fırsattır. Geleneğin ustadan çırağa aktarılarak öğretilmesi, araştırılması ve çağdaşla arasındaki etkileşimin arttırılması için ulusal, yerel ve bireysel çabalar artmaktadır. Zanaat, tasarımla buluştuğu noktada günün gereksinimlerine yanıt verebilir ve yerel-toplumsal refaha tercüme edilebilir. Tasarımı sürdürülebilir kalkınmanın bir ayağı olarak görmek; tasarımcının ve sektörün problemlerini azaltmayı, istihdam sorununun çözümünü kültürel gelişimle birlikte düşünmeyi, kültürel kimliğin korunmasını ve kentin tasarım kimliğinin oluşmasını sağlayacaktır. Yüksek katma değerli ürün ve hizmetler sunacak Ar-Ge, tasarım ve inovasyon süreçlerinin desteklenmesi, giderek büyüyen metropolde yerel refahtan mutlu ve barışçıl kamusal yaşama kadar birçok olumlu çıktı yaratacaktır.